En doğal haliyle Dior için bir kez daha kamera karşısına geçen Jennifer Lawrence yüzünün tazeliğiyle ışık saçıyor.
İlkini göre çok daha müthiş bir kampanya olmuş. Hala Jennifer Lawrence'ın Dior için yanlış isim olduğunu düşünsem de bu kampanyaya bayıldım.
Giyimine her zaman taptığım insan Cate Blanchett en son filminin Deauville Amerikan Film Festivali'ndeki galasına Christian Dior'un sonbahar Haute Couture koleksiyonundan en sevdiğim parçayı giymiş.
Elbisesinin normalden çok farklı yapısını bir tek o başarıyla taşıyabilirdi, öyle de olmuş. Ne Jennifer Lawrence ne de Marion Cotillard bu şekilde şık olabilirdi bu elbisenin içinde.
Herkesin zevkine uymadığını bilsem de bana göre tam şık şıkıdım bir görünüm olmuş.
Dior, arayışını Raf Simons'ta durdurduğu tasarımcı avından yara almadan kurtulduğunu kanıtlamak istercesine birçok değişiklik içine girmiş anlaşılan. Ve bu değişikliklerin içinde belki de en büyük olanı Miss Dior.
Raf Simons ile gelen yeni Dior kadınını temsil etmek için seçilen isim ise Açlık Oyunları Serisi ile ününe ün katan Amerikalı güzel oyuncu Jennifer Lawrence.
22 yaşındaki oyuncu yaptığı açıklamada Miss Dior'un yeni yüzü olmaktan ne kadar mutlu olduğunu "Haute Couture ile birlikte alınan ikon haline gelmiş bir markayı temsil edecek olmak rüya gibi. Moda evi ile çalışacağım ve Raf Simons'un en yeni koleksiyonlarını giyeceğim için çok heyecanlıyım." kelimeleriyle dile getirdi.
Peki Jennifer Lawrence Miss Dior için uygun isim mi?
Dürüst olmak gerekirse bence değil. Seksi mi? Evet tabii ki ama Dior kadını sadece seksi olmakla kalmamalı. Zarafetin, şıklığın ve bir kadının nasıl olması gerektiğini göstermeli Miss Dior.
Burada bir zamanlar ilham perilerinin Marion Cotillard, Charlize Theron, Natalie Portman ve son olarak Mila Kunis (Mila Kunis'in yer aldığı Dior kampanyası) olduğu bir moda evinden bahsediyoruz. Ve Jennifer'ın bu isimlerle baş etmesi benim için pek olası gözükmüyor.
Umarım 2013 yaz kampanyaları çıktığında beni yanıltır.
Yeni Miss Dior'un daha önceden giydiği Dior tasarımlarına da şöyle bir göz atalım isterseniz..
Favorim Toronto Uluslararası Film Festivali'nde giydiği koyu mavi elbise olmakla birlikte onu bundan sonra daha iyi görünümler içinde görmeyi umuyorum..
Dior 50'li yılların ışıltısı ve zarafetini Mila Kunis'te yaşatmaya devam ediyor. Eskinin zarif kadını anlayışı sonbahar kampanyasında da aynen sürüyor.
Mario Sorrenti tarafından çekilen kampanya ünlü kadın-paparazzi temasını işlemiş.
Dior evinin ünlü çantası 'Lady Dior' ile Mila Kunis ise kampanyanın yıldızı.
Sadece bana mı öyle geliyor bilmiyorum ama çocuk giyim kampanyaları kadın giyim kampanyalarından kat kat daha güzel oluyor. Sanırım çocuğum olursa onun tıpkı Dior çocuğu gibi olmasını isterdim. Zarif, şık ve tatlı.
Şu yazımda Dior'un tarihini kısaca özetlemiş ve John Galliano'nun nasıl görevden alınıp yerine bir süre sonra Raf Simons'un geldiğinden bahsetmiştim.
İşte yaklaşık bir hafta önce Raf Simons Dior moda evindeki ilk koleksiyonunu tanıtarak meraklarımızı dindirdi. Ama iyi mi yaptı yoksa berbat mı etti? İşte şimdi o kısma geldim..
Biraz sonra koleksiyon ile ilgili yorumuma geçeceğim ama önce kimler Raf Simons'un ne yaptığını görmeye ve onu desteklemeye gelmiş onları görelim. Destek mi köstek mi orası da belli değil ya. Bu kadar insan beni görmeye, yaptığımı eleştirmeye gelse herhalde çelik bir kasanın içine kilitlerdim kendimi. Eminim ki o gün Raf Simons'un üzerindeki baskı Kraliçe Elizabeth'in üzerinde olmamıştır.
O gün için kimler bir araya gelmemiş ki. Modanın en ağır topları birleşmiş Raf Simons'un karşısına geçmiş.
Alber Elbaz, Diane Von Furstenberg, Marc Jacobs, Donatella Versace ve kızı Allegra, Anna dello Russo, Anna Wintour ve kızı Bee Shaffer, Sharon Stone, Natalia Vodianova ve kocası, Jennifer Lawrence, Marion Cottillard, Monako Prensesi Charlene Wittstock ve Olivia Palermo ön sıralarda göze çarpan isimlerdendi. Onların dışında moda dünyasından birçok isim daha Raf Simons'un Dior moda evine uygunluğunu ölçmek için oradaydı.
Şimdi de geçelim eleştiri bölümüne. Profesyonel olduğumu söylemiyorum, bu konu hakkında yıllardır yaptığım gözlemlerle oluşan bilgim dışında hiçbir eğitimim yok (en azından şimdilik) ama yine de kendi çapımda bir eleştiri yapabilecek durumda olduğumu düşünüyorum.
Öncelikle her tasarımcıya olduğu gibi Raf Simons'a da kesinlikle saygım sonsuz, ortada çok büyük bir emek var çünkü. Bu göz ardı edilemez bir şey. O yüzden eleştirimi olabildiğimce pozitif tutmaya çalıştım.
Pozitiften kastım ise John Galliano'nun muhteşem sanat eserlerinin beni etkilemesine çok fazla izin vermemek.
Tasarımcı koleksiyonu için Dior'un arşivlerinden yararlanmış ve Christian Dior'un moda evini kurduğunda yarattığı 'Çiçek Kadın' görünümünden ilham almış. Amacı markanın John Galliano ile uzaklaştığı 1950'li yılların zarif kadın görünümü imiş.
Koleksiyon genel olarak ele alındığında büyük bir uyum içerisinde ve gerçekten güzel. Tek tek incelendiğinde ise muhteşem detaylar ve işçilik belli oluyor. Ama tek hatası kesinlikle bir Couture koleksiyonuna uygun olmaması. Couture denince insan daha aşırı bir şeyler bekliyor, tasarımcının kendisini sınırlamamasını istiyor. Eğer bu Raf Simons'un sınırlanmamış hali ise ben hazır giyim koleksiyonunda çıkartacakları için şimdiden korkuyorum doğrusu. Eğer bu işçilik Couture adı altında tanıtılmasaydı eminim ki bende dahil birçok moda tutkunu bayılacaktı. Fakat gel gör ki olan oldu bir kere.
Modellerin saç ve makyajlarından bahsetmeyi istemiyorum bile. O konuya girersem hiç çıkamayabilirim çünkü. Takılar ve tabanın ortasından çıkan topuklu ayakkabılar ilginç görünüyor, itiraf etmek gerekirse.
İlk gördüğümde de söylediğim gibi Raf Simons'un Couture anlayışı John Galliano'nun ancak hazır giyim anlayışı olabilir.
Koleksiyondan birkaç tasarımı yayınlayacağım böylece sizler de benim eleştirime katılabilir ya da kendi eleştirinizi yapabilirsiniz. Ayrıca istiyorsanız 15 dakikalık şovu buradan izleyebilirsiniz..
Christian Dior - Yves Saint Laurent - Marc Bohan - Gianfranco Ferre - John Galliano - Raf Simons
Christian Dior 1946 yılında açtığı Dior moda evi ile zarif, şık ve feminen kadının ilk temellerini atmıştı. Bir kadının nasıl olması gerektiği onun çizgisinde şekilleniyordu. İnce beller ve kabarık eteklerle kadın zarafetinin ne demek olduğunu o belirliyordu. 1957'de Christian Dior'un ölümü ile markanın başına geçen Yves Saint Laurent moda evinde bu zarafeti 2 yıl boyunca sürdürdü. Ondan sonra başa geçen Marc Bohan ise bu zorlu görevde tam 28 yıl başarıyla çalıştı. Ardından 1989'da moda evini İtalyan tasarımcı Gianfranco Ferre'nin ellerine teslim etti. Ve en sonunda 1996'da John Galliano Dior'u devraldı. Onunla Dior yeni bir kimliğe büründü. Daha cesur bir kadın oldu.
Christian Dior'un temelini attığı imparatorluk John Galliano sayesinde zirveden indirilemeyecek bir yerde taht kurdu. Sanat eserleriyle moda dünyasının içinden ve dışından herkesi büyülemeyi başardı. Ancak karıştığı bir kavga sırasında Yahudi karşıtı, ırkçı bir söylemde bulunduğunda moda evi kendi imajını bozmaması için hemen Galliano'yu görevinden aldı ve onun yerine John Galliano'nun yardımcısı Bill Gaytten getirildi. Fakat John Galliano'nun sağlamlaştırdığı taht, Bill Gaytten tarafından büyük bir sarsıntı yaşadı. Çıkardığı son üç koleksiyonda da ne yazık ki beklentileri karşılamadı. Zaten nasıl karşılayabilirdi ki? John Galliano onu ulaşılamaz bir seviyeye çıkardıktan sonra kim Dior'u ondan daha iyi yerlere taşıyabilirdi?